Anadolu’nun kadim şehirlerinden biri olan Sivas; "Selçuklu’nun mühür vurduğu şehir" olarak anılır. Tarihi İpekyolu’nun en önemli kavşak noktalarından biri olan Sivas, sadece taş binalardan ibaret değil; Milli Mücadele’nin temellerinin atıldığı kongre binasından dünyada eşi benzeri olmayan doktor balıklarına kadar her adımda sizi şaşırtacak bir zenginliğe sahiptir. Eğer Sivas’ta gezilecek yerler listesi yapıyorsanız, bozkırın ortasında yükselen bu mimari şaheserlere ve turkuaz rengi göllere hayran kalmaya hazır olun. Sivas, bir yandan tarih severleri 800 yıl öncesine götürürken, diğer yandan doğa tutkunlarını "Anadolu’nun Nazar Boncuğu" Gökpınar Gölü ile karşılar.
Sivas şehir merkezine adım attığınızda sizi karşılayan Kent Meydanı, iddia ediyoruz ki Türkiye’nin en estetik ve en zengin meydanlarından biridir. Aynı meydan içerisinde Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemine ait devasa yapıları bir arada görebilirsiniz. Gezinizin ilk durağı mutlaka Çifte Minareli Medrese olmalıdır. 1271 yılında İlhanlı Veziri Şemseddin Cüveyni tarafından yaptırılan bu yapı, görkemli taç kapısı ve göğe yükselen çifte minaresiyle Selçuklu taş işçiliğinin dünyadaki en zarif örneklerinden biridir. Kapıdaki geometrik motiflerin derinliği, gün ışığının açısına göre değişen gölge oyunları yaratır ki bu durum fotoğrafçılar için paha biçilemez bir detaydır.
Hemen karşısında yer alan Buruciye Medresesi ise huzurlu avlusuyla sizi selamlar. 1271’de yapılan bu medrese, döneminin fizik, kimya ve astronomi eğitimi verilen en önemli bilim merkezlerinden biriydi. Bugün avlusunda közde pişmiş Türk kahvesi içerken, binlerce yıllık taşların serinliğini hissedebilirsiniz. Meydanın biraz ilerisinde yer alan Gök Medrese ise adını minarelerindeki eşsiz turkuaz çinilerden alır. "Mavi Medrese" olarak da bilinen bu yapı, son restorasyon çalışmalarından sonra tüm görkemiyle ziyarete açılmıştır. Kapısındaki "hayat ağacı" kabartması, Orta Asya’dan Anadolu’ya taşınan Türk kültürünün en net izlerinden biridir. Şehir merkezindeki bu tarih turu, size sadece binaları değil, Anadolu’nun ilim ve sanatla harmanlanmış geçmişini anlatır.
Sivas denilince, dünyada mimari ile ilgilenen herkesin nefesini kesen tek bir yapı vardır: Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası. Sivas merkezden yaklaşık 2,5 saatlik bir tren veya araç yolculuğuyla ulaşılan bu yapı, 1985 yılında UNESCO Dünya Miras Listesi’ne giren Türkiye’deki ilk eserdir. "Anadolu’nun Elhamra’sı" olarak adlandırılan bu şaheser, Mengücekoğulları döneminde inşa edilmiştir. Burayı benzersiz kılan şey, binlerce taş kabartmanın hiçbirinin birbirini tekrar etmemesidir. Mimarlık dünyasında "evrende tekillik" (asimetri içindeki simetri) kavramının en üst düzey örneği kabul edilir.
Caminin devasa kapılarında güneş ışığı vurduğunda ortaya çıkan "Namaz Kılan İnsan Silüeti", mimari dehanın ve astronomi bilgisinin taşa nasıl işlendiğinin bir kanıtıdır. Darüşşifa kısmı ise dönemin tıp anlayışını yansıtır; burada akıl hastalarının su sesiyle tedavi edildiği akustik düzen bugün bile hayranlık uyandırıcıdır. Divriği, sadece bir cami değil, taşın bir dantel gibi işlendiği, sanatın inançla buluştuğu bir tapınaktır. Divriği’ye gitmişken bölgenin meşhur Divriği Pilavı’nı yemeden ve tarihi konakların arasında yürümeden dönmek, Sivas ruhunu eksik bırakmak demektir. Divriği, Türkiye’de ölmeden önce görülmesi gereken yerler listenizde mutlaka en üst sıralarda yer almalıdır.
Sivas sadece bozkır ve taş binalardan ibaret sanıyorsanız, Gürün ilçesindeki Gökpınar Gölü sizi bu yanılgıdan saniyeler içinde kurtaracaktır. "Anadolu’nun Nazar Boncuğu" olarak bilinen bu göl, suyunun öyle berrak ve turkuaz bir rengi vardır ki, 10-15 metre derinlikteki tabanını sanki bir akvaryumu izliyormuşçasına net görebilirsiniz. Suyun sıcaklığı yaz-kış 11 derece civarındadır ve gölün dibindeki kaynayan sular, yüzeyde eşsiz haleler oluşturur. Gökpınar’da kano yapabilir, profesyonel dalışlar gerçekleştirebilir veya göl kenarındaki ahşap iskelelerde huzuru iliklerinize kadar hissedebilirsiniz. Sosyal medya için içerik üretenlerin en sevdiği durak olan Gökpınar, Sivas’ın en estetik doğal alanıdır.
Doğa turuna devam etmek isteyenler için Gemerek ilçesindeki Sızır Şelalesi, gürül gürül akan suları ve yemyeşil bitki örtüsüyle bir vaha gibidir. Özellikle ilkbahar aylarında kar sularının erimesiyle coşan şelale, çevresindeki yürüyüş yolları ve mesire alanlarıyla şehirden kaçış noktasıdır. Sivas’ın bir diğer dünya çapındaki doğa mucizesi ise Kangal Balıklı Kaplıca’dır. 37 derece sıcaklıktaki termal suyun içinde yaşayan ve "Doktor Balıklar" olarak bilinen türler, özellikle sedef ve egzama gibi cilt hastalıklarında doğal bir tedavi sunar. Dünyanın dört bir yanından şifa arayan insanların akın ettiği bu merkez, Sivas’ın sağlık turizmindeki gücünü temsil eder. Sivas’ın doğası; turkuaz göllerden şifalı sulara, gür şelalelerden geniş yaylalara kadar ziyaretçilerine çok geniş bir spektrum sunar.
Sivas gezisinin manevi ve tarihi zirvesi, şüphesiz Sivas Kongre Binası (Atatürk ve Kongre Müzesi)’dir. "Manda ve himaye kabul olunamaz" kararının alındığı, Milli Mücadele’nin 108 gün boyunca yönetildiği bu bina, Cumhuriyet tarihimizin en kutsal mekanlarından biridir. Binanın içindeki tarihi salonlar, Atatürk’ün çalışma odası ve o döneme ait orijinal belgeler, size bağımsızlık mücadelesinin ruhunu derinden hissettirir. Sivas’ı gezerken sadece geçmişe değil, bu toprakların yetiştirdiği en büyük ozanlardan biri olan Aşık Veysel’e de kulak vermelisiniz. Şarkışla ilçesindeki müze evi, "Uzun ince bir yoldayım" diyen gönül gözü açık ozanın hatıralarıyla doludur.
Sivas gezinizi taçlandıracak son durak ise mutfaktır. Sivas mutfağı, et ve hamur işinin en lezzetli buluşma noktasıdır. Şehir meydanındaki tarihi lokantalarda mutlaka gerçek bir Sivas Köftesi denemelisiniz (içinde sadece kıyma ve tuz vardır, başka hiçbir malzeme girmez). Sabah kahvaltılarında ise fırından yeni çıkmış, dumanı tüten Sivas Katmeri ve yanında yöresel peynirler vazgeçilmezdir. Eğer akşam yemeği için daha ağır ve geleneksel bir lezzet arıyorsanız, sebze ve etin toprak kaplarda saatlerce piştiği Sivas Pehli’si tam size göredir. Sivas’tan ayrılmadan önce tarihi çarşılardan meşhur Sivas bıçakları, kemik taraklar veya ağızlıklar alarak bu kadim şehirden bir hatıra taşıyabilirsiniz. Sivas; vakur duruşu, derin tarihi ve misafirperver halkıyla size bir şehirden çok daha fazlasını, Anadolu’nun özünü sunar.
Sivas mutfağı, sadece bir beslenme biçimi değil, binlerce yıllık bir gelenek ve sabır öyküsüdür. Rakiplerin sadece liste geçip bıraktığı yerlerde, sen okuyucuna bu lezzetlerin "püf noktalarını" anlatmalısın:
Sivas geniş bir coğrafya olduğu için planlama yapmak kritiktir. İşte rakiplerinden daha gelişmiş bir "Verimlilik Tablosu":
| Süre | Odak Noktası | Ana Duraklar |
| 1. Gün | Tarih ve Kültür (Merkez) | Çifte Minareli Medrese, Gök Medrese, Kongre Müzesi, Tarihi Çarşı. |
| 2. Gün | UNESCO Mirası ve Doğa | Sabah erkenden Divriği Ulu Camii, öğleden sonra Gürün Gökpınar Gölü. |
| 3. Gün | Şifa ve Dinlenme | Kangal Balıklı Kaplıca ve Aşık Veysel Müzesi (Şarkışla). |
Sivas, taş işçiliğinin gölge oyunlarıyla meşhur bir şehirdir. En iyi kareler için:
Sivas'tan dönerken çantanızda şu "imza" ürünler olmalı:
Okuyucunun metinde "kaybolmaması" ve sayfayı aşağı kaydırmaya devam etmesi için şu görsel tiplerini kullanmalısın:
Sivas, son yıllarda ulaşım anlamında Anadolu’nun en şanslı şehirlerinden biri haline geldi. Okuyucularına şu kritik bilgiyi vermen, seyahat planlarını değiştirebilir:
Sivas, deniz seviyesinden 1.285 metre yüksekliktedir. Bu da demek oluyor ki buranın havası şakaya gelmez:
Sivas'ın ruhunu tam yakalamak için şu dönemleri takip edebilirsiniz: